29 Ağustos 2019 Perşembe

BENİM NADİR DEVLETİM…*

*Razil Veliev
Tataristan Halk Şairi

Kazan Utları, sayı 7, 2019, s. 175-178.
Tatarca aslından Türkçe'ye çeviren:
 Nadir Devlet

 

Nadir Devlet 75 yaşında


Bilim adamı Nadir Devlet’le ilk buluşmam 1990’de bir tesadüf eseri, beklenmedik bir zamanda oldu. Sovyetler Birliğinin kapıları henüz açılmaya başlamıştı. 

Akademisyenlerimiz Ebrar Kerimullin, Yahya Abdullin ve Mirfatih Zekiyev’in davetleri ile bir gün New York’tan Rıfat Tabi ve Türkiye’den Nadir Devlet adlı profesörler Kazan’a geliverdiler. 

Batıda âdet olduğu üzere misafirleri bir otele yerleştirmek yerine, misafirperverlik göstermek için mi veya başka bir sebepten mi, Kerimullin ve Abdullin onları kendi evlerinde misafir etti.

O yıllarda ben Tataristan (şimdiki Milli) Kütüphanesinin müdürlüğü görevini ifa ediyordum. Kütüphanemizin bilimsel danışmanı Kerimullin, böylesine kıymetli misafirlerin Kazan’a geldiğini, Nadir’i kendi evinde misafir ettiğini, kuş yakalamış bir çocuk heyecanı ile bizlere duyurdu. Söz arasında misafirleri ağırlamak için Kazan’daki bütün mağazaları dolaştığını, ancak işe yarar bir gıda maddesi bulamadığını da söyledi. 

O gün misafirler ile tanıştırmak için beni evine davet ettiyse de gidememiştim.

Bilim insanı kitapsız, kütüphanesiz olamıyor: İkinci günü büromun kapısında iki yabancı duruyordu. Kim olduklarını anında anladım. Öncelikle güzel giysileri ile göze çapıyorlardı; ayrıca yüzlerindeki, dudaklarındaki tebessümün aydınlığı onların bizim gibi yıpranmış kıyafetli bir cemiyet mensubu olmadıklarını gösteriyordu. Çünkü bizler her zaman üzüntülü, keyifsiz, neşesiz, dertli insanlar arasında yaşadığımızdan, tebessüm eden insanlara şaşkınlık, hatta şüphe ile bakmayı öğrenmiştik.

Nadir Devlet’in kütüphanemiz külliyatındaki eski kitaplar ve el yazmalarını incelemek istediğini öğrenince, ona içtenlikle yarım etmeyi borç bildik. Zeminden tavana kadar tıka-basa kitaplarla dolu odanın birinde bir köşeye ufacık bir masayı sıkıştırarak, Nadir Beyi oraya yerleştirdik. Hafta boyu “Ebu Ali Sina mağarasında” otururken, çeşitli kurumlardan gelerek, onun muhacirlik geçmişini ve neden buraya geldiğini merak edenler, Sovyet döneminde “yasaklanan” kitapları ona verdiğim için bana tehdit savuranlar da oldu. Ancak o yıllarda ülkede demokrasi rüzgarları esmeye başlamıştı, (dolayısıyla) konu tatsız bir şekilde sonlanmadı.

Arap harfli kitapları ve el yazmaları okuya okuya gözleri yaşarıp bulanmaya başlayınca  benim odama gelip, uzun müddet çay içmeyi, çay ile birlikte sohbet etmeyi alışkanlık haline getirdi. Doğrusunu söylemek gerekirse bu karşılıklı sohbet olmaktan ziyade, daha fazla o konuşur, ben ise onun dediklerini sonsuz bir iştahla dinlerdim. Çünkü zor ve ibretli bir alınyazısına sahip bu şahsın her cümlesi, her düşüncesi benim için yepyeniydi ve kalbime yakın da geliyordu. Onu dinlerken sanki tek bir insanın kaderi değil de halkımızın acı kaderinin gözlerimin önünden, kalbimin içinden geçtiğini hissediyordum.

1944 yılda Çin’in doğusundaki Mukden şehrinde, asil soydan gelen İbrahim Devlet-Kildi ile Rukiye Muhammediş çiftinin çocuğu olarak doğmuş, iki yaşı dolmadan yetim kalmış Nadir’in yaşam çizgisi, başlı başına bir tragedya romanı konusu idi. Ben misafirimize o kadar çabuk alıştım ki, sanki biz dünyanın iki farklı yerinde uzun yıllar birbirini görmeye çalışarak yaşamışız da, işte nihayet buluşmuşuz gibi. 

Yıllarca birikmiş olan fikir-düşünceler, özlem-üzüntü duyguları gönüllerimizden taşıp çıkıyor, biz saatler boyunca düşünce-fikir dünyamızda yüzüyorduk. Tatar halkının karmaşık tarihinden, acı kaderinden ben de oldukça haberdardım. Fakat kardeşim Nadir’in bu konudaki fikirleri daha derin, bilgisi çok daha kapsamlı idi. 

Bu bir hafta içinde o bana büyük Tatar dünyasının kapılarını açtı, kendi bildiği patikalarda, yollarda seyahat ettirdi; Türk halkını, kardeş başka Türki halkları tek-tek anlattı. Onun görüşleri benim için yepyeni, hatta biraz yabancı olsa da nedense onlar yüreğime hoş gelip, bu birkaç gün içinde Profesör Nadir Devlet’in talebesine dönüştüğümü sezmeden kalmışım.
 
Kütüphanede Arap harfleri ile basılmış eski kitaplar ve el yazmalar ile birlikte onun Rus, İngiliz, Alman dillerinde yayımlanmış eserlerle de ilgilendiğini görünce, önceleri hayli şaşırmıştım. Çünkü bizim Tatar âlimleri iki dil: Tatar ve Rus dillerini bilirler, akademik çalışmalarında işte ancak bu iki dilden faydalanırlar. Ama Rusça kaynaklarda ve el yazmalarda genel olarak Rusya’nın siyasi bakışı açısından Tatar tarihine değer verilir. Tatarların kendi kaynakları ise gayet az, çünkü onlar sistematik şekilde yok edilmişlerdir.
 
Bir buluşma esnasında akademisyen, büyük tarihçimiz Mirkasıym Gosmanov’un Nadir Devlet Bey hakkında söylediği sözler sonsuza dek gönlümde yer etti. “Nadir Devlet -demişti o-  kendisinin geniş dünya görüşü, çok malûmatlı, kapsamlı fikir belirtme kabiliyeti ile bizim tarihçilerimizden ayrılmaktadır. İlk olarak, Tatar halkının kaderini kendi yüreğinde, kendi kaderi aracılığı ile yaşamış bir kişi. İkinci olarak, o sansür zincirlerini görmemiş; hür vicdanlı bir bilim adamı. Üçüncü olarak, o bizim tarihimizi dışardan bakarak değerlendiriyor. Büyük şeyler dışardan daha iyi kavranır. Dördüncü olarak o bizim gibi ancak iki dil değil, Türkçe, İngilizce, Almanca, Rusça, Tatarca ve başka Türki diller ile de çalışıyor, o dillerdeki kaynaklardan rahatlıkla faydalanabiliyor”.
 
Kazan’a o ilk geldikleri zaman onları buradaki kurumlardan bin bir zorlukla izin alarak Tataristan’da gezdirdik. Alabuga, Çallı, Tüben (aşağı) Kama şehirlerinde gerçekleşen toplantılarda halk muhacir hemşerilerini yakın kardeşleri gibi karşıladı, sual üzerine sualler sordu, hatta onları biraz bıktırdı. 

Hâlâ hatırlarım: Tüben Kama’daki buluşmada bir gencin yönelttiği ”Siz Tataristan’ın geleceğini nasıl görüyorsunuz? Herhangi bir dönemde bağımsız olur muyuz?” şeklindeki soruya Nadir Bey içtenlikle cevap arayarak, hayli müddet düşündü. Sonunda elini geleceğe işaret eder gibi yukarı kaldırdı: “Siz bugün kendinizi kurtuluşa ermiş gibi hissediyorsunuz. Bağımsızlıkla ilgili bildiri yayımlamak gerekli bir davranış, ancak o yüce gayeye ilk adım. Müstakillik kazanmak için teferruatlı bir program gerekli. Devlet yapısını derinden anlayan, bağımsızlık için gerçekten mücadele edecek fedakâr insanlar, devleti oluşturan bürokratlar, gerçek anlamda bu gaye doğrultusunda çalışmaya başlarlarsa, bu programı gerçekleştirebilirler. Fakat Moskova buna karşı çıkacaktır. Sizdeki henüz bayram hâleti, bayram ruhu, hayal dünyası…” 

Nadir Devlet’in o zamanda gayet temkinli, bizi üzmeden, bayramımızı bozmamaya çalışarak söylediği bu kinayeli sözlerinde nihayet öngörü olduğunu, kendi başından geçen acı hayat tecrübesi ve tarih derslerinin yattığını ben hayli yıllar sonra anladım. Bir müddet sonra “Millet Meclisi” adlı kitabının önsözünde “İhtilal yılları (Rusya’daki) bütün halklar için büyük ümitler doğurmuştu, fakat çoğunluğu için bunlar ancak hayal olarak kaldı” diye yazmıştı. “Mücadele yolunda hesapsızca kurban verildi, sonsuz acılar çekildi. Ama aynı zamanda hayli siyasi ve hayati tecrübeler de kazanılmadı değil…”

Nadir Devlet uzun yıllar “Azatlık (özgürlük)” radyosu aracılığı ile Tatar Dünyasına gerçek tarihimiz hakkında konuştu, unutulan tarihi hazinelerimizi, yasaklanan edebi eserlerimizi halkımıza iade etti. İstanbul (çevirenin notu: Ankara) şehrinde “Kazan” adlı dergiyi organize edip, kendisi derginin baş yazarı olarak, muhacirlikteki soydaşlarımızı kendi etrafına topladı.
 
Nadir Devlet: çok karmaşık bir kadere dûçar olmuş şahıs, diye söylemiştik. Çin’de on yıl süreyle milli dava güden “Milli Bayrak” gazetesini çıkaran anne-babasını Stalin hapishanesine kapatarak kendisini yetim-öksüz bırakan ülkeye kırgın olarak yaşaması hiç de acayip değil. Fakat o hiçbir zaman kendi halkına kırgınlık göstermedi, ondan uzaklaşmadı; tersine bütün ömrü boyunca ona hizmet etti. 

Hem Kazan’da hem İstanbul’daki buluşmalarımız, telefon ve mektup ile haberleşmelerimiz esnasında konu genellikle halkımızın kaderi, geçmişi, bugünü ve geleceği hakkında olsa da 'Nadir Devlet' gerçeğini ben onun bilimsel çalışmalarını, yazdığı kitapları okuduktan sonra ancak anlamaya ve öğrenmeye başladım sanki. 

İlk olarak, 1998 yılında onun “Rusya Türklerinin Millî Mücadele Tarihi” adlı eserini Tatarca’ya çevirtme işini organize ettim. Bilim adamlarımızın bu kitaba ilgisi olduğunu görünce, “Cıyın (küme)” vakfı ve Milli Kütüphane yardımı ile “1917 Ekim İhtilali ve Türk-Tatar Millet Meclisi” adlı onun çok teferruatlı ve ağır bilimsel eserini neşrettik. Onun Kazan’da yayımlanan üçüncü eseri “Millet ile Sovyet Arasında: 1917 Ekim İhtilali - Rusya Türklerinin Varoluş Mücadelesi”. 

Türki halkların 20. yüzyıl başında bağımsızlık ve devlet kurmak için yaptığı mücadeleyi kronolojik şekilde ve teferruatlı olarak, bilimsel temele oturtarak incelemiş olan başka bir âlim var mı dünyada? Bunların önemi şuradaki, bu bilimsel, tarihi eserlerinin hepsinde de Tatar halkı, onun devlet kurmak için mücadelesi, milli özgürlük hareketi ana konulardan biri olmaktadır. 

Ne yazıktır ki, bütün ömrü boyu Tatarı dünyaya tanıtmak, onun tarihine objektif değer verilmesini sağlamak için mücadele eden bu büyük ilim adamına henüz gereken saygıyı gösterdiğimiz yok. Onun Tatar halkı için yaptıklarını halka duyurmak ve anlatmak, halkımızın tarihi hakkındaki muhteviyatlı, derin eserleri hakkında bilimsel konferanslar düzenlemek için bizde her türlü şartlar mevcut. Gelecekte onun bilimsel eserleri temel alınarak yüksek eğitim kurumlarında tezler hazırlansa, talebeler bitirme tezlerini yazsalar, Tatar tarihini araştırmada yeni sayfaların açılmasına neden olurdu.

Nadir Devlet Türkiye ile Almanya’da yüksek eğitim görmüş, Amerikan üniversitelerinde ders vermiş uluslararası çapta tanınmış bir profesör. Kazan üniversitesinin böyle meşhur bir bilim adamını davet etmesi, iaşe ve ibatesi için gerekli altyapıyı hazırlaması, ders vermesini sağlaması çok zor bir iş olmasa gerek? Şimdi biz milyonlarca paralar sarf edip, Tataristan’a (bilmediğimiz-tanımadığımız) kimleri çağırmıyoruz ki? Fakat (bu davetlerde) kendi insanlarımızı sıkça uzakta tutuyoruz.

Nadir Devlet’in kaderi ve bilimsel eserleri hakkında teferruatlı olarak yazmak için bu makalenin çerçevesi dar gelir. Evet, birkaç yıl önce Moskova’nın “Kultura (Kültür)” televizyon kanalında (Kazan’da değil) onunla ilgili çok seriden oluşan belgesel göstermişlerdi. O belgeseli izleyenler televizyon kanalına binlerce mektup yolladılar diye yöneticileri belirtmişti.
 
İzleyiciler, Nadir’in kaderi ile birlikte onun Kazan’da yaşayan kızkardeşi Feride’nin kaderini de düşünmek zorunda kalmışlardı. Feride, annesi tutuklu olarak hapiste iken doğmuş. Yaşamın bütün acısı-tatlısını, zorluklarını görerek büyümüş, yetimhanelerde hayata kalmayı becermiş. Buna rağmen çalışıp çabalayıp Kazan üniversitesini tamamlamış, bir fabrikaya mühendis olarak girmiş, işçi yurdunda (!) bir oda da bulmuş… 

İşte ben 1990’da bu ağabey-kız kardeşin hayatlarında ilk defa buluşmalarına şahit oldum. Çin’de doğmuş İbrahim (çevirenin notu: Ahtem İlyas) adlı bir Tatarın himayesine aldığı, Türkiye’de büyümüş, Almanya’da bilimini geliştirmiş olan muhacir Nadir, bugün dört-beş dili rahatça konuşabilen tanınmış bir bilim adamı, profesör derecesine ulaşmış meşhur bir şahıs. Fakat vatanında doğup, kendi ülkesinde eğitim ve terbiye alan, şu anda Tataristan’da yaşayan bir kelime bile Tatarca bilmeyen Feride, Türkiye’de hayatını geçiren ağabeyi Nadir ona ana dilinde hitap edince, bir şeycik anlamadan, hayli bir süre sessiz kaldı. 

Nadir’in Tatarca söylediklerini ben Feride için Rusçaya çevirdim. Rusça bilmesine rağmen, Nadir’in kızkardeşi ile kendi ana dilinde konuşmak istediğini görmek kalbimi parçaladı, gözümden yaşlar akmıştı o zaman. Bu buluşma, bu iki ibret dolu kader hakkında ayrı bir eser yazmak mümkün bence…
 
Nadir Devlet ile Feride Devlet (Kildi)’nin kardeşlikleri, kaderleri hakkında düşündüğümde, kalbim (hızlı hızlı) çarpmaya başlıyor: “Halkımız bugün, genellikle, bu Feride örneğine benziyor mu, acaba?”

Nadir ise yabancı ülkelerde yaşamasına rağmen kaybolmamış, kaderin kara ormanlarında yolunu şaşırmamış, kendini kimliğini korumuş, çevresine Tatar dünyasını inceleyen genç bilim insanlarını toplamış, onlara kol-kanat germiş, sevgili eşi özbeöz Türk kızı Beril’i Tatar dili, Tatar tarihi dünyasına sokmuş, ondan tam anlamda fikir ve kader ortağı bir Türk yaratmış. Tataristan’dan uzakta yaşasa da anadilini gözünün nuru gibi korumuş, milletinin bağrı, ayrılmaz parçası, ufacık bir müstakil Devleti olarak ömrünü geçirmiş.
 
Tataristan’da artık üçüncü kitabım çıktı. Bu benim için sevinç kaynağı. 1990 yılının Mayıs’ında Kazan’a ilk gidişimde böyle bir şey olur diye düşünmemiştim. O ziyaret çok değerli dostlar bulmama yol açtı.Bunların en başta geleni, bugün artık “kardeşim” dediğim Razil Veliev oldu… Son 17 yılda Kazan’da 3 (çevirenin notu: 5) kitabım, 20’den fazla makalem yayımlandı. Bunların hepsi işte bu gibi dostlar sayesinde gerçekleşti. Onlar beni Tatar halkı ile buluşturdular. Uzak diasporada yaşayan bir insan için bundan fazla gururlanacağı başka şey olabilir mi? Hayır!”- diye duygulu satırlar yazmıştı Nadir Devlet.

Cevaben hafif şaka yollu, aşağıdaki mısraları yollamıştım:

“Devletim yok” diyene
Böyle cevap verirdim:
“Nasıl olmaz ki devletim? –
Varken benim Nadir Devlet’im!”

*Razil Veliev
Tataristan Halk Şairi

Kazan Utları, sayı 7, 2019, s. 175-178.







16 Mayıs 2019 Perşembe

Татарстан президенты белән очрашуны нигә ташлап киттек?


15
Майда Истанбулда купшы бер отельдә Президент Миңнеханов белән
очрашу оештырылган иде. Мин гомумән биредәге сабантуй уйыннарына ,
ифтар мәҗлесләренә һәм башка шундыйрак очрашуларга катнашмый
килдем. Сәбәпләре турында алдарак аңлатачакмын.
 

Миңнеханов Истанбулда Татарлар белән очрашырга тели дип беренчедән
биредәге Идел-Урал оешмасы җитәкчесе, аннан соң Татарстан
республикасының вәкаләтле вәкиле бу очрашуга хәләл җефетегез белән
мотлак катнашыгыз, сезсез бу очрашу булалмас дип ничә мәртәбәләр
әйттеләр. Соңында хатыным белән мин риза булдык, хәтта аның ”күрерсең
нинди тәртипсезлекләр булыр” дип мине кисәтүенә карамастан. Залга барсак
безне кеше шикелле каршы алучы да булмады, мескен оешма җитәкчесе бер
урыннан башка урынга йөгереп кешеләрне утырта иде. Түгәрәк өстәл
рәвешендә оештырылган залда мине бер урынга, ә хатынымны башка урынга
утырткач, мин түзә алмадым һәм икәүләп залны ташлап киттек. Безне кунак
түгел, күрсәтмәлек курчак итеп кулланмакчылар икән. Бу инде ирне түргә,
хатынны ишек артына урнаштырусыман тойылды. Югыйсә, Татарлар
Исламчылыкка сабышып, хатынны икенче планда күргәннәре өчен ме шулай
эшләделәр? Инде бу тәҗрибә миңа соңгы орым булды.
 

Мин Татарлар һәм Татарлык өчен 56 ел эшләп килгән бер академикмын.
Басылып чыккан 32 китабым бар. Шуларның алтысы Казанда басылды (5-е
Татарча, 1-е Русча). Мин Төркиядә танылган бер академикмын. Кая
чакырсалар мине бик зур хөрмәт белән каршы алалар. Ике атна элек кенә
Измирдә Әгәй Университетында оештырылган халыкара симпозиумда төп
чыгышны мин ясадым. Инглизчә әзерләгән соңгы китабымны, ки ул да
татарлар турында, бастыру юлларын эзлим. Гомумән төрек традициясендә
минем кебек өлкән һәм күп әсәрләр биргәннәргә хөрмәт күрсәтәләр.
Аңлашыла ки Татарларда бу шулай түгел. Мине борынгы президентлардан
Тургут Өзал 1990 елда Ню Йоркта (New York) чакта мине үзе янына
чакырттып өч сәгать буйлап төрки халыклар турында сорашкан иде. Борынгы
тышкы эшләр министры Әхмәт Даутоглу 2010да Анкарада Тукай кичәсендә
мине чыгышымнан алда “Төркия Татарларының лидеры” дип тәкъдим иткән
иде. Элекке Президент Абдуллах Гүл дә 2010да , мине Астанага ясаган
рәсми визитында делегациясенә алган иде. 72 яшем тулган булса да бер университет мине эшкә кабул итте. Бу юлларны мактану өчен түгел, ә
Төркиядә миңа бирелгән әһәмиятне аңлату өчен яздым.
 

Татарстан белән тәҗрибәләремә килсәк инде шуларны әйтергә тиешмен. 1990
еллардан башлап күп кенә мәртәбәләр Казанга киттем. Академикларның,
язучыларның үз ара бик сыйышалмауын, бер бере турында гайбәт ясауларын
күрдем. Дәүләт системасында исә Совет чорыннан әллә нинди зур үзгәреш
булмаганнын аңладым. Әле дә җиеылышларда үткәрелгән тавыш бирүләрдә
билетлар күтәрелә. Бу бер мисал гына. Ирекле сүз мөмкинлеге булмауны да
аңладым. Шуңа карамастан бәлки татарларга файдам тияр дип Казанга килеп
киттем. Хәләл җефетем миңа һәм татарларга хөрмәт исеменнән Татарча
өйрәнде, Татарларның күпчелеге Татарча сөйләмәгәндә. Хәтта ул кайбер
нәрсәләрне төрекчәгә дә тәрҗемә итте. Дөрес без икебезгә хөрмәт итүчеләр
булды Казанда. Миңа Идел-Урал буйлап тикшерүләр үткәргәндә,
китапларымны басканда зур ярдәм күрсәтүчеләр булды.
 

Әмма ләкин байтак уңайсыз тәҗрибәләр дә яшәдек. Тәнкыйтькә түзә
алмаганнар “сез белмисез” дип мине белемсез-аңгыра кеше урынына
куйчылар булды. Татарстан Фәннәр Академиясе 2014тә минем 70 яшь
юбилеен уздырды. Тарих институты исә шуңа катнашмады. Мине
күрмәмешкә, минем әсәрләр турында белмәмешкә салындылар. 2015-нче
елда оештырган Йосыф Акчура конференциясе чын мәгънәдә бер җәберләү
операциясенә әверелде. Шул уя вакытта Төрекләр белән Академиядә
очрашуда яңа җитәкченең татарча сөйләүне тыйыу исә хатыным һәм миндә
шок тәэсире ясады. Төрек академиклары исә аңлашмыйча миңа сорадылар.
Шушы көннән бирле академиядән бер юл хәбәр дә алганым юк.
Бер вакыт хатыным белән Казанга очканда башын бәйләгән бер ФСБ
хезмәткәре хәләл җефетем белән диалог урнаштырырга тырышты. Бу исә бик
күңелсез һәм безләрне борчыган бер хәл булды.
 

2017 елда Дөнья Татарлары Конгрессында исә, әллә кемнәр сөйләсә дә, миңа
сүз бирмәделәр. Истанбулдагы Вәкаләтле Вәкилчелек тә минем белән
бәйләнешне өзде. Димәк җилләр башка җирдән исә башлаган.
Шул ук елда “Русия иммигрантлары: ерак диаспорага чәчелгән татарлар”
исемле китабымны Казандагы төрле рәсми даирәләргә җибәрдем. “Рәхмәт
алдык” дигән җавап булмады. Цивилизация, унлаган русча сөйләүче,

кулында чәчәк бәйләме тоткан бер тоташ, яки подноста напитки тоткан бер
егет белән булмый.
 

Кыскасы бөтен болар хатынымда һәм миндә зур рухи төшенкелек тудырды.
Димәк Татарлык өчен тырышу түрәләр катында әһәмиятле нәрсә түгел.
Байлык һәм кәсеп һәммә нәрсәдән мөһимрәк. Татарстан вәкилләре тик кәсеп
артыннан гына йөгерәләр. Оят булмасын дип тә чит илләрдә бер бөртек
татарны бер-ике сәгать өчен җыеп аларны да тынычалдырган булалар. Моңа
да акыллы сәясәт дип бәялиләр, күрәсең. Моны күптәннән бирле күргән
булсам да, ГУЛАГларга ябылган ата-анамның изге хатирәләре өчен
күрмәмешкә салындым.
 

Гомумән Казаннан Истанбулга кайтканда минем төрле тәртипсезлекләр
аркылы нервларым какшаган була иде. Вакыт узгач онытып, тагы Казанга
бара идем. Ләкин инде шушы соңгы очрашу, аеруча Төрек җирендә
булганлыктан, хатыныма һәм шулай итеп кия рәвештә миңа күрсәтелгән
хөрмәтсезлек бәлки дә татарлардан ерак торырга кирәк дигән сабак булды.
Төрекләрдә бер әйтем бар: “Үзе егылган, йоламас”.

8 Mayıs 2019 Çarşamba

Sovyet Sonrası Türk Dünyası Jeopolitiği Uluslararası Çalıştayı’ndan izlenimler


3-5 Mayıs 2019 tarihleri arasında İzmir’de Ege Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü ve Türk Tarih Kurumu tarafından yukarıdaki adda bir çalıştay (workshop) düzenlendi. 18 konuşmacının katıldığı bu üç günlük toplantıyoğun bir çalışma programını içerdi. Konuşmacılar tarafından çeşitli bilgi ve görüşler aktarıldı.

Yabancılar olarak Uppsala’da çalışan Yeni Zelandalı, Pekin  Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi ve yıllarca Türkiye’de bulunan bir Ukraynalı bilim adamının bildirilerini dinledik. Soru cevap kısmında Çinli bilim adamı, ülkenin Uygurlara (ve diğer azınlıklara) yaptırımları soruldu. O bu konunun Çin ileri gelenlerinin ve halkın bilmediği bir şey olduğunu söyledi. Kısacası bu
açıklama pek de tatmin edici olmadı. İşte bu durum totaliter rejimlerde yaşayanların ülkelerinin dışında olsalar dahi kendi hükümetlerinin uygulamalarını tenkit etme cesaretini gösteremediklerinin bir örneği oldu.

Trakya Üniversitesinde gelen üç kişilik ekibin ikisi akademik yaşama henüz adım atmakta olduklarında, tebliğleri modern unsurlar ve görüşler taşımakla birlikte, birikim eksikliğine sahip olduklarını gösterdi. Şüphesiz genç akademisyenlerin bu nevi çalıştaylara katılmaları kendilerini geliştirmeleri açısından çok yararlı olmaktadır. Ancak bildiri sunmak yerine, dinleyici olarak katılmalarına olanak sağlanması gerekir.

Stratejik Düşünce Akademisinden dört kişi katıldı. Bazı bildirilerin çalıştayın konusu ile alakası olmaması, bir takımının ise hala terminoloji üzerinde idi da dinleyicileri yordu. Çalıştayda konun din ve ekonomi yönüne değinen iki tebliğ vardı. Bu ikisi de bize ilginç bilgiler aktardılar. Konuşmacılar arasında Çince ve Rusçaya hâkim gençlerin bulunması gelecek için ümit verdi. Yaşlı konuşmacılarımız ise konuya devletçi çözüm önerileri ile yaklaşarak, siyasi iktidarın bu konulara yatırım yapması talepleri aslında sorunlara çözüm olması bakımından pek muğlak kaldılar.

Kapanış oturumuna katılanları sayısı azaldığından ancak on kişi söz aldı. Çünkü Trakya ekibi ikinci günün ortasında apartopar ayrıldılar, Çinli akademisyen de son iki güne katılmadı. Bir-iki kişi de erken ayrıldı. Bir konuşmacı son gün geldi. Bu akademisyenler son oturuma gelerek katkıda bulunsalardı, belki ilginç bazı sonuçlara da ulaşırdık.

Genel olarak Türk Dünyası ile ilişkileri geliştirmek için teklifler sunuldu, bazı yorumlar yapıldı. Bir genç katılımcı aşağıdaki soruları sordu: “Türk Dünyası gerçek mi? Siyasette yeri var mı? Bizler Türki halkların bize benzemesini istedik. Ancak bu yakınlaşmamamızı sağlamadı, tek gönül bağı ile bu konuyu çözemeyiz”. Bir katılımcı ülke uzmanlarının olmamasından yakındı. Üniversitelerimizin uluslararası bölümlerinde bölge uzmanı yetiştirmek gibi bir program bulunmamaktadır. Kısacası bu bölümlerin yeniden gerekmektedir.

Diğer bir akademisyen bu konuya gençleri celp etmek gereğini söyledi. Ancak bu ücret politikası ile gençleri teşvik hayli zor gözükmektedir. Değişik ülkelerde öğrendikleri diller, burada şive veya lehçe sayıldığından, bu dilleri öğrenme arzusunu yok etmektedir. Aslında dil sınavlarında yabancı dil olarak kabul edilseler, öğrenmesi daha kolay olacak Türki dilleri öğrenmeye ilgi artacaktır. Stratejik Düşünce Enstitüsünden iki üye geçmişte denenen ancak başarıya ulaşamayan modelleri tekrarlamak gerekliğine vurgu yaptılar. Çünkü sosyal konularda özel sektörden destek bulmak hayli zor. Sonuçta devlete dayanmak zarureti doğuyor, o da hükümetlerin siyasi tercihleri ve bürokrasinin katılığı ile aşılamaz engellere doğru itiyor.

Ben bu çalıştaydan şöyle bir sonuç çıkardım.
 
a) Hala terminoloji konusunda tartışmalarımız sürüyor. Örnek vermek gerekirse özellikle dilci ve tarihçiler Kazak Türkçesi ve Kazak Türkleri gibi terimlerde ısrar ediyorlar. Kazaklar tabii ki bundan memnun değiller. Onların en azında 80 yıldır kendi dillerinde yaptıkları yayınları mevcut. Ayrıca bizden daha fazla sözlükleri bulunuyor. Uluslaşma sürecinde veya artık o şuura erişmiş bir topluluğa “Sen Türk’sün!” denilerek onları kendimize yakınlaştırma şansını kaybediyoruz.
b) İki ülkeyi birbirine yakınlaştıran en önemli bağ maneviden çok ekonomiktir. Aşağıdaki tablodan ülkelerin ekonomik yapısını aşağı yukarı anlamamız mümkün olacaktır.




Buna göre Kazakistan ile Türkmenistan’dan enerji ithal edebilir gibi gözüküyor. Ancak onlarla aramızda boru hattı bulunmuyor. Diğer üçünün herhangi bir şey ürettikleri yok denilebilir. Fakir ülkeler, onlara ne satabiliriz ne alabiliriz? Kısacası ekonomik açıdan Türkiye için fazla cazibeleri yok.
Ancak inşaat sektöründen bu coğrafyada iş yapan müteşebbislerimiz bulunuyor.

c) Bugün bağımsız Türki cumhuriyetlerin hepsinin ayrı çıkar ilişkileri olduğu için ayrı ayrı ilgilenilesi gerekir. Ayrıca en azından üç tanesine kredi, yatırım veya finansal hibe yoluyla destek gerekmektedir.

d) Türk Dünyası denilince yalnız bağımsızlar değil, Rusya Federasyonu, Çin Halk Cumhuriyeti, İran İslam Cumhuriyeti ve Balkanlarda bağımsız olmayan ve hepsinin çeşitli sıkıntıları olan Türki topluluklar akla gelmektedir. Rusya Federasyonu’na bağlı Tataristan dışında ekonomik ilişki kurduğumuz özerk bölge veya topluluk bulunmuyor. Yani bu topluluklarla ekonomik yoldan ilişki kurmamız neredeyse pek mümkün değildir. Onlar Türkiye’den her konuda destek beklemektedir.
 Böyle bir destek ise ancak Moskova’nın (İran’ın veya Balkan ülkelerinin) izni ile mümkün olacaktır.
Tabii bütün bunlar başta siyasi karar, maddi güç ve yetişmiş kadro ile gerçekçi bir çözüme doğru bize yol aldıra bilir. Aksi takdirde bu çalıştayda olduğu gibi bir takım temennilerden ileriye gidemez.

Peki, bu çalıştay gereksiz miydi?

Hayır, tersine bizlerin bilgilerimizi tazelememize yardımcı, tekrar bu konulara eğilmemiz için ise bir nevi teşvik olmuştur. Bu çalıştaydan ayrıca Türk Dünyası ortaklığını gerçekleştirmek, son 27 yılda hayli adım atılmasına rağmen, şu anda ütopya gibi gözüktüğü anlaşılmıştır. Çünkü “realist (gerçekçi)” olalım temennileri ileri sürülmesine rağmen, bolca hayalperest sözler söylenmiş ve yorumlar yapılmıştır. Bunu da bir gün aşacağız, tek şey pes etmemekte yatmaktadır. Neticede dil, edebiyat, tarih, ilahiyat ve ekonomi konusunda oldukça ilerleme sağlanmıştır.

En son olarak da müdür Prof. Dr. Nadim Macit ve ekibine bizleri iyi şekilde ağırladıkları için teşekkür etmemiz gerekiyor. Çalıştaya katılmam, çok takdir ettiğim iki meslektaşımla buluşmamı sağladığı için de mutlu oldum. Oldukça genç bir akademisyen olan Prof. Dr. Mustafa Öner, Tatarca’ya o kadar vakıftır ki, o dilin ve Kıpçakça’nın sözlüklerini hazırlamıştır. 40 üzerinde makalesi ve 16 kitap veya kitaplara katkısı var. Onunla uzun boylu sohbet etme şansım oldu. İkinci değerli akademisyen ise yaşıtım Prof. Dr. Yavuz Akpınar idi. Çok çalışkan bir akademisyen olan Yavuz Beyle tanışıklığımız 1980’li yıllara dayanır. O dönemde kendisi Erzurum’da Kardaş Edebiyatlar adlı bir dergi çıkararak Türk Dünyasına dikkati çeken ilk kişi olmuştur.

Özetlersek Türk Dünyası konusunda çalışanların sayısı hayli artmış bulunuyor. Ancak bu iki akademisyen kalibresine ulaşmış, konularının ciddi uzmanı, mesleklerini ciddiye alan, eser veren, öğrenci yetiştiren az sayıda meslektaşımız bulunuyor.

22 Mart 2019 Cuma

Trump, bazı azınlıkları ‘safra’ olarak yorumladı

Özgürlük Radyosunun üç program 2020’de kapatılıyor. The U.S. Agency for Global Media (USAGM), Amerikan Dünya Basın Ajansı, ABD’nin denizaşırı ülkelerinde yayın yapan RFE/RL, VOA, Radio Free Asia ve başka birimleri kontrol ediyor.

18 Mart’ta ajans RFE/RL Radio Free Europe/Radio Liberty (Serbest Avrupa Radyosu/Özgürlük Radyosu) bütçesinin 12 milyon $’dan, 2020’de 87 milyon $’a indirileceğini bildirdi. Bu teklif değişik tasarrufların dışında Gürcü, Tatar-Başkurt ve Kuzey Kafkasya programlarını durdurmayı öngörüyor.
Ayrıca Balkan program çerçevesinde Karadağ ve Makedonya’ya muhabir yollanmayacak. Geçen yıl haftada ortalama 34 milyon RFE/RL’in İnternet, televizyon ve radyo yayınlarına ulaşmıştı. Şu anda 22 ülkeye 26 dilde yayın yapılıyor.

Şimdi Gürcistan servisini kapatma kararını bir tarafa bırakırsak, Rusya Federasyonun azınlık halk guruplarına yayın yapan iki servisi kapatmak kararına cevap olarak ya Trump yönetimi strateji bilmiyor ya da gizlice Putin ile anlaştılar yorumu yapmak gerek. Gürcüler gelince batıya yanaştıkları için onları Rus etkisinden kurtarmak gereksiz hale geldi diye düşünelebilir.

Tatar-Başkurt servisi yayınlarına 67 yıl önce Almanya’nın Münih kentinde başlamıştı. Ben fiilen 12 yıl ve 33 yıl da dışardaki muhabir (freelance) olarak çalışmıştım. Kapanma haberini almak benim için hüzünlü oldu. Neticede çok emek vermiştim.

1552 yılında Kazan Hanlığı Rusların eline geçince bu Orta İdil (Volga) boyunda yaşayan Türki Tatar Başkurt, Çuvaşlar ve Fin-Ogurlar 468 yıl bu Rusların hakimiyeti altında kaldılar. Çok zayıf bağımsızlık arzuları var ise de bağımsızlık görüşü ancak 1991 yılında telaffuz edilebildi. Çok az sayıdaki Tatar aydınları ise on yıllarca yurtdışında özgürlük fikrini yaymaya çalıştılar. Amerikalılar ise II. Dünya Savaşından ve Soğuk Savaş patladıktan sonra Sovyetler Birliği hamiyeti altına giren SSCB halklarını ve Doğu Avrupa halklarına bağımsız haberlere ulaştırmak için RFE/RL Inc’i kurdular.

O zamanlar Ukrayna, Belorusya, Moldova, Estonya, Letonya, Litvanya, Azerbaycan, Ermenistan, Azerbaycan, Türkmenistan, Kazakistan, Özbekistan, Tacikistan ve Kırgızistan SSCB boyunduruğu altında bulunuyordu. 1991 sonunda SSCB’ni ekonomik, yapısal ve ideolojik olarak sarsılmasından sonra bu 14 ülke tek kurşun atmadan bağımsız oldu. Hala bazılarının dillerinde RL’in yayınları devam ediyor. Ancak Rusya Federasyonu içinde kalan Tatar, Başkurt ve Kafkas halklarının özgürce fikirlerini bildirme imkânı ortadan kalkıyor.

Bunda ABD’nin strateji bilmezliği mi, Moskova ile bir şekilde anlaşması mı neden oldu kesinkes söyleyemeyiz. Ancak tek Tatar-Başkurt Servisini ele alırsak, buradaki eleman yapısında ve yapılan programlarda baştaki ideallerden vazgeçilmesinin de rolü olmuştur diyebiliriz. Radyo yayınları durdurularak web sayfaları ile halka yeterince ulaşılamadı, halk Latin harflerini bilmiyor diye Rusça Kril harflerine geçildi.

Bu da yetmedi, İdel.Реалии adlı Tataristan’a yönelik Rusça programlara geçildi. Servisin kadrosunda bağımsızlık ideallerini temsil edecek diasporadan herhangi eleman bulunamadı veya istenmedi. Ekserisi Rusya doğumlu elemanlarda ise ne gerekli tarih bilinci ne de bağımsızlık hayali vardı. Bunun dışında, tabiricaiz ise Moskova’nın kucağında oturan Tataristan yöneticilerinin faaliyetleri Azatlıq tarafından gereğinden fazla yayımlandı. Sanki yabancı bir radyo değil de yerel radyo yayın yapıyormuş görüntüsü hasıl oluyordu. Gerçek gazeteciler gerektiren, araştırmacı gazetecilik, yolsuzlukları faş etme gibi unsurlar hiçbir şekilde kullanılmadı.

RL’in Rusça programı muhtemelen daha etkili program yapmaktadır. Ayrıca Tatarlar kendi dillerine sahip çıkmadılar. Moskova’nın ana dili derslerini kaldırmasına ses çıkarmadılar. Azatlıq radyosu da 5,5 milyonluk Tatar nüfusundan ancak Kazan’daki birkaç kişinin fikrini almakla yetindi. Bunlar genelde aynı şahıslar oluyordu. Kısacası “iğneyi başkasına, çuvaldızı kendimize batırmak” gerekiyor.
Tabii ki Trump rejimin bu kararı Rusya azınlıklarında derin yara bırakacak ve dış olan ümitleri tamamen kopacaktır. Ancak bu Amerikan hayranlığını bitirmeyecek. Bilhassa gençler peyderpey Batı ve ABD’ye kaçmaya devam edeceklerdir. Milli şuur aşılanamadığı için yaşamın tek bir anlamı var, rahat yaşamak, ülke önemli değil. Ne diyelim, uluslar hak ettikleri rejime kavuşurlar…



Görseller: https://www.facebook.com/azatliq/ 

Bu yazı ilk olarak Kılavuz Kirpi 'de yayımlanmıştır. 

30 Aralık 2018 Pazar

Prof. Dr. Nadir Devlet, über sein Freund Ferit, von Anhänger derselben Sache, erinnert.




Liebe Trauergäste ich will über mein 63-jährigen Freud paar Erinnerungen mit euch teilen. Wir beide waren Immigranten, die aus China in die Türkei ausgewandert waren. Ferit’s Vater, meine beiden Eltern waren im Juli 1945 in Manchurei verhaften worden. Alle drei waren aktiv in der tatarischen Gemeinde gearbeitet. Meine Eltern hatten eine Zeitung zwischen 1935-1945 ausgebracht. Alle waren zu zehn Jahren Arbeitslager (Gulag) verurteilt. Naher waren sie nach Sibirien deportiert. Wenn ich im Jahre 1954 Ferit in Istanbul traf, wussten wir beide nicht über das Schicksal unsere Eltern. Wir bekamen gute Freunde, waren sehr aktive in unserer tatarischen Gemeinde. Denn als Junggeselle wir hatten die Wahrheit über unsere Eltern gelernt. Vielleicht das hat uns tatarische Nationalisten gemacht. Ferit’s und meine Entscheidungen im Radio Liberty zu arbeiten hatten bestimmt diesen Grund. 

Liebe Aische hat ihren Mann, Kerim und Banu, ihr Vater verloren. Er war ein guter Mensch, niemanden Schaden zugefügt. Er war gegenüber Menschen höfflich, freundlich und geduldig. Es war ein Glück mit einem solchem Mann in der Familie und Freudenkreis zu sein.

Menschen die ihn vor kurze Zeit kennenlernten, hatten immer gute Urteil gegeben. Ich möchte paar diesen Urteilen mit euch teilen. Der Turkologe Prof. Dr. Osman F. Sertkaya erinnerte sich an ihn von der Universität Zeit (Zitat):

„Jahr 1964, es war im November. Wir waren in unserer ersten Vorlesung. Unser Professor wollte uns alle kennen. Jeder stand auf und sagte sein Name und Geburtsort. In der zweiten Reihe stand einer und sagte ‘Mein Name ist Ferit Agi und ich bin in China geboren‘. Ich lernte später, dass er ein Tatar war. Aber nach einer Zeit er verlast die Universität. Zweites Mal habe ich ihn in Kazan getroffen.  Ferit hat viel für die Türkentum geleistet. Ich schicke mein Beileid zu seiner Familie, Verwandte, an Nadir Devlet. Sein Platz soll in Paradies sein!“

Ein anderer Professor Mustafa Öner schrieb unter anderem diese Bemerkungen (Zitat): „Wenn ich erstes Mal nach Kazan reiste, traf ich neben Nadir Bey unseren Ferit Bey. Er hervorragte mit seiner Intelligenz und seine kritische Weltanschauung. In den Programen welche wir zusammen teilgenommen hatten, war er gegenüber die von der sowjetischen Atmosphäre ganz neu entfernten tatarischen Offiziellen, in bestimmter Entfernung und Vorsichtig. So er war ganz anderes von ihnen. Nachher wenn ich seine journalistischen Tätigkeiten beobachtete, sah ich das er die Wahrheit von tatarischer Welt und das Interesse des Volkes verstand und das zu zeigen versucht wie die andere Sozialforscher mit einem adligen Elan.  Tatarische Diaspora hat einer seinen glänzenden Stern, einen adligen Vertreter verloren. Herzlichen Beileid! “

Und einige Zeilen von Dr. Enders S. Wimbush, der frühere Direktor des Radio Liberty, welche er nach dem Tod Ferit zu mir schickte: (Zitat)

„Ich versuche ihn mit voller Glücklichkeit und Fröhlichkeit erinnern, aber die Tränen in meinen Augen lassen das nicht. Wie können wir solchen adligen Seele würdigen? Ich kenne Ferit fast seit 40 Jahren, du ewig. Erstens ich erinnere ihm als ein wunderbarer Freund. Wir haben öfters in München, in Prinzip in sein Haus getroffen. Wir konsumierten fast alle Bier von München. Später wie machten wir Prophezeiungen über die Welt. Gewöhnlich er war richtig, ich war gewöhnlich impulsiv. Er gab mir gute Ratschläge: über Leben, über Frauen in meinem Leben, über Radio, über Menschen die ich wissen sollte. 

Zweite Erinnerung war, dass er lebende Symbol seines Volkes war. Niemand kämpfte so intensive wie er, außer du.  Ihr solltet Seite bei Seite an einer Hauptkreuzung der Stadt Kazan mit einem Denkmal repräsentiert werden. Was für Ironie er verlässt uns, wenn dein Buch beendet war. Ihr beide sind Helden“.

Lieber Freund, Du wirst immer in meinem Herz sein. 


***

Remembering Ferit Agi
Фәрит Агины искә төшерү.
Ferit Agi erinnern.

He was my oldest friend, we knew each other for 63 years. Between 1954-1969, for fifteen years in Turkey, then between 1972-1984, another twelve years in Germany. Later we met occasionally in Prague, Istanbul and Kazan. We kept in contact without any interruption. Below are some photos about those years. 

Ул минем иң иске дустым иде, без берберебезне 63 елдыр белә идек. 1954-1969 елларда Төркиядә унбиш ел, аннан соң 1972-1984 елларда унике ел Алманядә унике ел, соңгарак исә очраклы рәвештә Прагада, Истанбулда һәм Казанда  очраштык. Кыскасы безнең бәйләнеш һич бер вакыт өзелмәде.  Аста шушы елларда төшерелгән кайбер  фотолар теркәдем.

Er war mein ältester Freund, wir kanten uns seit 63 Jahren. Zwischen 1954-1969 fünfzehn Jahren in der Türkei, zwischen 1972-1984 zwölf Jahre in Deutschland, später gelegentlich in Prag, İstanbul und in Kazan getroffen. Unsere Kontakte waren nie zerbrochen. Unten sind paar Fotos von diesen Zeiten.

PHOTOS

Three Ferit’s: Bichuri, Agi, İstarki (Өч Фәрит: Бичури, Аги, Истарки-  Drei Ferit’s-Gleichnamige Freunde)


Ferit in the army 1963-1965 (Хәрби хезмәттә - als Soldat):




In 1965 at the seashore in Kumburgaz (from left to right: Reshit?, Edip Kudeki, Ferit Agi, Ferit Biçuri, Adile Doybak) (Карабиегез яр буенда- an dem Strand Schwarzer Meer von Kumburgaz)


0n 1965 trip to Eskishehir’s Kuruhöyük, a Tatar village (Ескишеһирдәге Татар авылы Куруһөйеккә барганда-im Bus zu dem tatarischen Dorf Kuruhöyük in Eskischehir)


In the Bus (шул ук автобуста- in der selben Bus)


1975 Munich (Мүнхәндә бакчада җәй көне- (In der Garten im München)



18-20 November 1991 at Marmara University “Contemporary Turkic Alphabets Symposium”(Мармара Университетындагы агымдагы Төрки Әлифбалар  Симпозиумы- Symposium In Marmara Universität “Zeitgenössische Turkvölker Alphabets“. 


2001, 19th May at our wedding in Istanbul he was the best man (Туебызда никах шаһиты иде-Evlenirken Prag’dan gelip nikah şahidimiz oldu)



2002 Prague (Прагада Фәритнең өендә-Bei Ferit’s Wohnung in Prag)


2005 Kazan (Меңенче ел Казан- 1000 jährige Jubiläum von Kazan)


2005 Kazan Azatliq bureau (Казанда Азатлык бюросында-In der Büro von Azatlik in Kazan)


2005 ceremony of Millenia of Kazan (Меңенче ел ипподромда-In Hippodrome für die 1000 jährige Zeremonie) 


2013 Augsburg Fuggerei (Аугстбургта Фуггерай: дөньяның иң искә эшчеләр юрты- Augsburg- Fuggerei mit Nadir’s Frau Beril)


2013 at  Ferit’s home (Фәритнең өендә- Bei der Wohnung von Agi)


2013 in Munich with Beril (Надирның хатыны Берил белән-Mit Beril)